Yahyalı Hacı Hasan Efendi (K.S) Kimdir?

Yahyalı Hacı Hasan Efendi (K.S) Kimdir?

 

ŞemailiOrta boylu, buğday benizli, kaşları hilal gibi, alınları pırıl pırıl, latif bir simaya sahip idi.

***

Hacı Hasan Efendi (ks.) 1914′de (H. 1339) Kayseri’nin Yahyalı İlçesi, Kavacık Mahallesi ‘nde dünyaya gelir. Büyük dedesi seyyidlerden Hacı Osmanzade, dedesi Hacı Ahmed Efendi, babaannesi de Halime Hanım’dır. Babaları, Erbilli Muhammed Es’ad Efendi Hazretleri (k.s.)’nin halifesi Mustafa Hulusi Efendi, anneleri de Baba Hocalardan H. Mehmed Hoca’nın kızı Ayşe Hanım’dır. Her iki yönden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nur nesIine dayanan asil bir ailedendir.

***

Çocukluk Dönemi
Yakinen tanıyanların ifadesine göre, üç yaşında, başından geçenleri
hatırlayacak kadar keskin bir zekaya, ruhunun derinliklerinde taşıdığı ulvi seciye ve yüksek karakteri aksettiren bir olgunluğa sahipti. Kötü söz duyulmazdı ağzından. Kimseyle dövüşüp çekişmez, kötü ahlak sahibi çocuklarla oynamazdı. Arkadaşlarıyla oynarken dizdiği taşlarda bile bir düzen, bir intizam bulunurdu. Altı-yedi yaşlarında mahallenin yakınındaki Deve kayası denen bir taştan düşüp ayağı kırıldığında duygularını şu dörtlüklerle dile getirmiştir:

Tıfl iken cezbe buldum

Musibetle ihtila oldum

Şükür olsun sabır kıldım

Hamdimiz Mevlaya olsun

Cesedim kayadan düştü

Ciğerim yandı tutuştu

Mürşidim geldi yetişti

Hamdimiz Mevlaya olsun

Sabi idim sabreyledim

Her daim şükreyledim

Allah’tan hediye bildim

Hamdimiz Mevlaya olsun***

Gençliği


On dörtte vurdular manevi aşı
Durmadan akardı gözümün yaşı.


dizeleriyle başlayan şiirlerinden anlaşıldığına göre, on dört yaşında babalarından ders alarak fiilen tasavvuf yoluna girerler. Dersler… Zikirler… Sohbetler…
Kılavuz Hafız isimli bir arkadaşı can dostudur. Her dem beraberdirler… Allah için sevmenin, O (c.c.)’nun için dost olmanın örneğini sergilerler. Mustafa Hulusi Efendi’yi, maddi anlamda bir baba olmaktan öte, manevi bir baba, bir önder olarak çok sevmişlerdi. İkaz anlamı taşıyan ciddi bir üslupla, “Hasan!” dese, gayretinden bayılacak gibi olurlardı.
Giyim, kuşam ve temizlik konusunda da son derece dikkat1iydiler. Dışlarında da içlerindeki gibi bir düzen ve tertip hakimdi. Bir süre, zamanın alimlerinden Mustan Hoca Efendi’nin fıkıh derslerine katılırlar. Oldukça zeki ve kabiliyetlidirler. Bir gün Kılavuz Hafızla birlikte Adana’ya giderken başlarından şöyle bir olay geçer:
Akşam üzeri Niğde hudutlarında bir köye ulaşırlar. Gece orada misafir kalmaları gerekir. Akşam ezanı sırasında köyün camiine giderler. İmam, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini zanneden, herkese tepeden bakan bir adamdır. İmam, ezanı okuyup inerken, avluda bekleyen tanımadığı gençleri görünce duraklar. Tuhaf tuhaf yüzlerine bakar. Sonra da “in misiniz, cin misiniz?” der gibi, “Necisiniz?” diye sorar. Bu garip davranışa Hadis-i Şerif’le cevap verir Hacı Hasan Efendi: “Mü’minin ferasetinden sakınınız! Çünkü o, Allah’ın nuruyla nazar eder.” Hoca beklemediği bu cevap karşısında şaşkına döner fakat inadından vazgeçmez. illa bilgiçliğini ortaya koyma veya
karşısındakini mat etme çabasındadır. Akşam misafir oldukları evde, köylülerin yanında yine sataşır imam. Sigaranın hükmünü sorar ve imtihan eder aklınca. Fakat aldığı anlamlı cevaplar karşısında, daha fazla rezil olmamak için çareyi kaçmakta bulur. Ve Efendi Hazretleri bu olayı -daha sonra hikaye ederken- tevazuen Yunus Emre’nin aşağıdaki mısralarıyla yorumlarlar:


Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere

Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu***

Evlenmesi
Babaları Şeyh Mustafa Efendi, ~Adana yöresinden Ali Hoca isimli bir ilim talibi ile Yahyalı’da, Yahya Efendi Medresesi’nde tahsil görürler. Ali Hoca çok saygı duyduğu Mustafa Efendi ile akraba olmak ister ve Şeyh Mustafa Efendi ‘nin kitabının arasına bir kağıt bırakır. “Kızımı, oğlun Hasan’a vermek istiyorum.” yazılıdır kağıtta. Konu aile meclisinde konuşulur. Fiziki cazibesi, edebi, ahlakı ve asaleti sebebiyle Hacı Hasan Efendi (ks.)’ye kızını vermek isteyenler çoktur. Ancak Mustafa Efendi, Meryem Hanım’ ı oğluna alarak, onu, göçebe hayatın zor şartlarından kurtarmak istemektedir. Anneleri de uygun görür. Böylece evlilik kararı verilir. Fakat Ayşe Hanım, kıymetli evladının mürüvvetini göremeden, düğünden altı ay önce vefat eder. Edeb ve haya timsali muhtereme Hanım, ileride Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretieri (ks.)’nin de ziyaret edeceği Yahyalı Derebağ Kasabası’nda meftundur.

Diğer taraftan Ali Hoca kızını bizzat kendisi getirir. Birkaç ay nişanlılık döneminden sonra düğün yapılır. Çeyiz eşyası; bir yorgan, halı, heybe, yastık ve birkaç parça kabdan oluşmaktadır. Halen hayatta olan; üç erkek, dört kız evladı bu evlilikten olmuştur.

***

Askerliği
1939 yılında askere giderler. İlk durak Adana-Dörtyol. Kışlaya teslim olmadan önce Sami Efendi Hazretleri (ks.) ile görüşüp dualarını alırlar. Dörtyol’da ricalullahtan Fırıncı Mehmet Efendi ile tanışırlar. Askerlik yaparken bile manevi hizmetlerden geri kalmamışlardır. Zaman zaman komutanlarından izin alınarak camilere vaaz u nasihate götürülür, dua ettirilir, cemaat içinden ağlayanlar, inleyenler, bayılanlar olur.
O sıralarda Sami Efendi Hazretleri (ks.)’ne kutbiyet makamı verilir. Hacı Hasan Efendi (ks.) bunu manen hissedip beyitler yazar.

Daha sonra İstanbul Yalova’ya dağıtım yapılır. Askerliği boyunca inancından taviz vermemiş, herkesle güzel geçinip takdir toplamışlardı. Hacı Hasan Efendi (ks.) hiç izin kullanmadan askerliğini bitirirken, komutanlarına atfen yazdığı veda şiirini okuyunca; komutanları böyle bir askerden ayrılmanın üzüntüsünü yüreklerinde derinden hissederler.
Memleketine dönüşünde büyük bir sevinçle karşılanır. Derin sevgilerini ifade eden şiirler yazar sevenleri.

***

ilim Tahsili
Dini eğitimin yasak olduğu dönemlerde Muhterem babaları: “Evladımı
yeterince okutamadım.” diye hayıflandığı zaman zevceleri: “Üzülmeyin Üstadım! Ben O’nu Fahr-i Kainat (s.a.v.)’ın mübarek dizinin dibinde, kitabını koymuş okurken gördüm.” der.
Fıtratında yaratılıştan gelen bir ayrıcalık, aşk ve rikkat vardı. İstanbul’dan Es’ad Efendi Hazretleri’ni ziyaretten dönen babalarını yoğun bir kalabalıkla birlikte karşılarken büyük bir heyecan ve feyiz hissederler. Akan gözyaşlarını gizlerler, kırk yaşındaki İnsan gibidirler sanki. On-on iki yaşlarında annesi onun yanında rasgele konuşmaktan çekinmeye başlamıştır.

Yaylada iken bir rüya görürler. Uyanınca ilk sözleri, “Babacığım, kutb- u cihan, gavsü’l-azam kime denir?” olmuştur. Hayal dünyası, evliyaullahın hasreti ve muhabbetiyle doluydu. Anne ve babasının manevi sohbetlerinden ve zikir meclislerinden hiç ayrılmazlardı.

..***

Manevı Emanetin Verilmesi
Sami Ramazanoğlu (ks)’nun Kayseri’nin ilçesi Yeşilhisar ve şifa suyun bulunduğu içmeceye teşriflerinde babalan Şeyh Mustafa Hulusi (ks.), kayınpederleri Ali Koca, Hasan Efendi ve Kılavuz Hafız’la kendilerini ziyarete giderler. Yolda babaları vazifelerini sorar; hepsi tek tek derslerini anlatır. Hacı Hasan Efendi (ks.) ise: “Ben halimi Üstadımıza arz ederim.” buyurur. Ziyaret esnasında, yolda geçen bu hadise Sami Ramazanoğlu (k.s)’na anlatılınca, Hacı Hasan Efendi ile özel bir görüşme olur. Sami Ramazanoğlu (ks.), Şeyh Mustafa Efendi (ks.)’ye: “Mustafa Efendi! Hacı Hasan Efendi’ye icazet veriyorum, bundan sonra ihvanın derslerini sormaya, vazife vermeye kendilerini tayin ediyorum.” buyururlar. Bu icazetin ardından Hacı Hasan Efendi çok ağlar. Babaları sebebini sorunca: “Baba, .bana sizin irtihaliniz ilham oluyor.” buyururlar. Hakikaten de öyle olur. Bu hadiseden on üç gün sonra bir Cumartesi günü Fecr suresinin 27- 30. ayet-i celilerini okuyarak Rabbimize kavuşurlar. Hacı Hasan Efendi (k.s. )’nin icazet aldığı tarih 1939′ dur.

Kadiri icazetnamesini de yine aynı mevkide Yeşilhisar’ ın şifah sularının bulunduğu İçmece’de (1965) alırlar. Bununla alakalı bir hadiseyi Hacı Hasan Efendi şöyle anlatırlardı: “Efendimiz bizi çadırlanna aldılar. Hasan Efendi! Abdülkadir Geylani (ks.)’nin emriyle yazılan Kadiri icazetnameniz budur, sizi de bu hususta vekil tayin ediyorum. Kadınlar 500, erkekler 1000 tevhid okusunlar. Her yüz tevhidde bir defa da ‘Muhammedu’r-Rasülullah’ desinler.” şeklinde ifade ettiler. Üstadımız bize: “Efendimize inanmıyor mu idik ki Kadiri icazetlerini gösterdiler? Böyle bir emir geldi deseler, biz yine inanırdık,” buyurdular. Hacı Hasan Efendi bu hadiseyi hatırladıkça, “Acaba teslimiyetimizde mi bir eksiklik var?” diye üzülürlerdi.

Halkı irşad için de Sami Ramazanoğlu (k,s.), “Üç ihlas-bir fatiha oku, ruhlara gönder Hasan Efendi.” buyururlar. Cami, vesair yerlerde yapmış oldukları vaazlarında binlerce kişi hakikatı görür.
1955 yılında Adana Şeyhoğlu Camii’nde, Ramazan-ı Şerifteki vaazlarında cemaatin on bin kişi olduğu; fellahların imana geldiği, fuhuş mahalline giden kadınların tesadüf en Hacı Hasan Efendi (ks.)’nin vaazlarını işitip oldukları yere, ağlayarak yığılıp kaldıkları, “Allah’ım bizi affetmez mi?” diyerek o dönemde Adana’nın müftüsü olan Abdullah Develioğlu’na müracaat ettikleri anlatılmaktadır. Abdullah Develioğlu da şöyle nakleder: Ben, “Mustafa Efendi! Hasan Efendi’yi okutmayacak mısın diye pederlerine sorduğumda: ‘Biz onu manen okutuyoruz.’ demişlerdi. Binlerce insanın irşadını görünce hakikatı anladım.”
Adana’daki vaazlarında Üstadımız, mütevazı bir şekilde sağ taraflarından Peygamberimiz (s.a.v.)’in tuttuğunu, sol taraflarından da Sami Efendi (ks.)’nin tuttuğunu düşünerek giderler, daha yürürken gözyaşlarını tutamayanlar çok olur. Kürsüye çıktıklarında kendileri de cemaat de on dakika kadar ağlar. Hacı Hasan Efendi’nin gördüğü ancak başkalarının ise görmedikIeri bir zat da, “iftihar etme Hasan efendi, aman!” der ve kaybolur. Sami Ramazanoğlu (ks.) o günlerde, “Adana’da çok feyz var.” buyururlar.
Son anlarında Hacı Hasan Efendi yakınlarından birine, “Her hoca bizi dinliyor, sebebi nedir bilir misiniz?” sorduklarında, “Hayır Efendim, bilmiyoruz” cevabına mukabil: “Bize harflerin talimini Peygamberimiz (s.a.v.) öğretti.” buyururlar.

Nakşi ve Kadiri tarikatlarından icazetli olan Hacı Hasan Efendi (ks.), bu vesikaların yanında iki lütfa daha mazhardırlar. O da mahviyyet ve mahfiyyet. Mahviyyet, gönülden Allah’tan başka şeylerin silinmesidir. Mahfiyyet ise; gizliliktir. Enbiyadan biri vahyi rüya yoluyla alır. Mevlamız bir altın tası gizlemesini o Nebi’ye emreder. Ne kadar gizlese de tas ortaya çıkar. Sebebini sorunca Allah (c.c.): “Bu, güzel amellerdir; kişi ne kadar gizlese yine zahir olur.” buyurur. Hacı Hasan Efendi de aynı şekilde kendini gizler, zahiri iltifatlardan hoşlanmazlardı. Medine-i Münevvere’ den, Mersinli Yusuf Amca’dan hediye gelir. Üzerinde Yahyalı Nakşi halifesi “Hasan Efendi’ye verilecek” yazılıdır. Hacı Hasan Efendi: “Ne halifesi, biz Cenab-ı Hakk’ın en aciz kuluyuz.” diye ifade ederler. (1976) Sami Efendi, “Medine-i MüneVYere’de Nakşi halifelerinden Hasan Efendi dua buyuracak.” dediklerinde, daha sonra Hacı Hasan Efendi bu anı anlatırken, “Nakşi halifesi dediklerinde haya ve utancımdan sanki belkemiğim sızıadı.” buyurmuşlardı. Kendilerini hiçbir şeye layık görmezlerdi. “Manevi iltifatlara da layık değildik ama Cenab-ı Hakk lutfetti.” buyurmuşlardı.
Sami Ramazanoğlu (ks.), Hacı Hasan Efendi (ks.)’ye, 1978 yılında, mümtaz bir topluluğun huzurunda üç defa, “vekilimsin” derler. Medine-i Münevvere’ye hicretlerinde de yakınlarına, “Hasan Efendi’yi her beldeden grup grup ziyaret etsinler. O bir beldeye gelirse sohbetine iştirak etsinler.” buyururlar. i 980 yılında Hacı Hasan Efendi umreye giderler. O günlerde Sami Ramazanoğlu (k.s.)’nu ziyaret etmek için pek çok kişi müracaat eder ancak kimse izin alamaz. Hacı Hasan Efendi ziyaret arzusunu söyleyince kabul buyrulur. Hacı Hasan Efendimiz (k.s.)’e pek çok ikramlar yapılır. Ayrılacakları zaman üç defa müsafaha ederler. Her defasında Hacı Hasan Efendi geriye doğru çekilirken Sami Ramazanoğlu (k.s.), ‘Hasan Efendi tekrar musafaha edelim, buyurur. Her defasında “vekilimsin” derler. Damatları Ömer Kirazoğlu, “Bu iltifat hiç kimseye yapılmadı, siz sevinmiyor musunuz?” deyince, “Ömer Bey! Kusurlarım gözlerimin önüne geliyor.” buyururlar.
***

İrşad ve Hizmetleri
Askerlik dönüşü bir taraftan geçimlerini levha yazarak temin ederken bir taraftan da manevi hizmetlerine devam ederler. 1946′da yanlarında halaları olduğu halde, gemi ile hacca giderler. 93 gün süren bu hac yolculuğu sonrasında da aşk ve şevk dolu hizmetlerine devam eder. 1955 yılında Adana Şeyhoğlu Camii’nde iki yıl üst üste vaaz etmişlerdi. Daha sonra bu vaazlar; Ceyhan, Kozan, Niğde, Develi gibi çevre yerleşim merkezlerinde devam etti. Bir ara Yahyalı’nın Yerköy köyüne yerleştiler. İrşad niyetiyle dört yıl kadar burada kaldı1ar. Köyde daha önce bir kaç kişi namaz kılarken; Üstadımız’ın irşadlarıyla birlikte; kadın-erkek, çocuk-genç bütün köy halkı namaza başlamıştı. Ayrıca kendi beldeleri Yahyalı’da 10 yıla yakın fahri vaizlik yaparken, bir taraftan da tasavvufi sohbetler devam ediyordu. Vaazıııı dinleyen, sohbetinde bulunan nice insanlar, haşin, uslanmaz tabiatlarını değiştiriyorlar, hilm sahibi bir insan oluyorlardı. Üstadlarından aldıkları terbiye ile hayatta kimseyi incitmiyor, herkese faydalı olmak için çırpınıyorlardı.
Aile fertlerinden birisi şöyle anlatıyor: Çocukları yatırdıktan sonra gaz lambasının ışığında gece yanlanna kadar kitap okurlardı. Yatılı misafirleriyle candan ilgilenir, geç saatlere kadar sohbet, zikir, fikir, tefekkürle manevı ziyafetler verirlerdi. Yakın akrabalarına çok ilgi gösterir, imkan nisbetinde ihtiyaçlarını giderirlerdi. Fukarayı gözetir, evde pişen yemeklerden tabak tabak komşularına gönderirlerdi. “Bir mahallede zengin varsa fakir yok, fakir varsa zengin yoktur.” buyururlardı. Nerede bir hasta var, mutlaka ziyaret eder, cenaze sahiplerine taziyede bulunmayı ihmal etmezlerdi.
Son derece temiz, düzenli ve planlı bir hayatları vardı. Dışardan gelen misafirler, eşraftan insanlar O’nda misafir kalırlardı.

***

Hastalığı ve İrtihali
Cenab-ı Hakk sevdiklerine derdi çok veriyor; Efendi hazretlerinin de bir çok rahatsızlıkları olduğu halde hizmetlerini ihmal etmemeye çalışıyorlardı. Doktora ve ilaca başvurmakla beraber tabii tedavi metotlarını uygularlardı. Romatizma çin Ilgın, Haymana ve Bursa kaplıcalarına giderlerdi.
1976′da şeker hastalığından ciddi bir şekilde rahatsızlandılar. Şeker 450′ye çıkmış; fakat Efendi Hazretlerinde davranışlar ve konuşma normaldir. Doktorlar hayret içinde: “Bu şekerle bu denge mümkün değil!” derler. 15 gün Ankara Numune Hastanesi’nde tedavi görürler. Akın akın ziyaretler olur, hastalarda ve hasta bakıcılarında güzel değişmeler meydana gelir. 1982′de Ankara’da gözlerinden katarakt ameliyatı olurlar. 1984′den itibaren kendilerine sık sık şeker ve kalp tedavisi yapılır, zaman zaman hastanede yatarak tedavi görürler.

Kayseri Tıp Fakültesi hastanesinde kalbinden rahatsız olarak yatarken, başına toplanan tıp öğrencilerine, ziyaretçilere ve hizmet eden hastane personeline sohbet etmeyi dini öğütler vermeyi de ihmal etmiyorlardı.

Hastanede ziyaret edip de; serumlar, iğneler takılı bir vaziyette gören ve kendisini çok seven asker arkadaşı Dereköylü Ömer Amca gözyaşları içinde Cenab-ı Hakk’a yalvarır, derin bir samimiyet, coşkun bir muhabbetle:
“Allah’ım! Benim ömrü mü al, Efendime ver. O’nu bu durumdan kurtar!” diye niyazda bulunur. Ve
- ertesi gün Ömer Amca aniden beklenmedik bir şekilde vefat eder. .
1987 yılı. Efendi Hazretleri Kayseri Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımdadır. Doktorlar her türlü imkanlarını kullanmışlar ancak fazla bir değişiklik olmamaktadır. Durumları kritik olduğu halde ısrarla hastaneden çıkmak istemektedirler.
Ve 27 Ocak 1987 yılı akşam saat 22.00.
Yatmakta olduktan bir ihvanın evinde, ellerini açarak, dudakları
kıpırdayarak dünya hayatına veda ederler.

Acı haber derhal duyulur. Ertesi günden itibaren Türkiye’nin dört bucağından dalga dalga insanlar Yahyalı’ya akın eder.
Muazzam bir kalabalığın ve bir çok seçkin insanın katıldığı cenaze namazından sonra kendilerinin yaptırdığı Yahyalı Kavacık Mahallesi’ndeki Kalender Camii’ne defnedilirler. Allah cümle meşayıh-ı kiramın şefaatlerine mazhar kılsın.

***

 “Kalemdar” diye anılır.


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !